O şişedeki dudak izlerini öptüğümü hiç bilmeyeceksin. Bu fotoğrafı sakladığımı da.

O şişedeki dudak izlerini öptüğümü hiç bilmeyeceksin. Bu fotoğrafı sakladığımı da.

237 plays

Geçen sene bugün Ankara’dan ağlaya ağlaya ayrılmıştım. Geri geleceğim belli bile değildi. Şimdiyse, bir sene sonra aynı gün izne ayrılıyorum Ankara’da yaşıyorum ve burada çalışıyorum. 

Zaman çok hızlı geçiyor. Theo’nun melek sesiyle valizimi hazırlamaya gidiyorum. Şarkının sözleri o kadar ben ki!

219 plays
Bu vandallık değil, sanat. 
Kuğulu Park, Ankara.

Bu vandallık değil, sanat.
Kuğulu Park, Ankara.

Bu kış önce sarı, sonra beyaz ardından gri yaptığım saçlarım ve kavanoz bardaklarım vardı.

Bu kış önce sarı, sonra beyaz ardından gri yaptığım saçlarım ve kavanoz bardaklarım vardı.

Akşamdan beklentim.

Akşamdan beklentim.

Bugün Jean Seberg olmak istedim.

Bugün Jean Seberg olmak istedim.

"Kim bilebilir ki kimi neyi eskittiğini/ ben ne kadar önemserdim kendimi hay allah/ sen ne kadar kumraldın aynalarda…"

"Kim bilebilir ki kimi neyi eskittiğini/ ben ne kadar önemserdim kendimi hay allah/ sen ne kadar kumraldın aynalarda…"

117 plays

Yanlıştım. 
Yalnızdım.

İhtiyacım olan her şey sende toplanmış gibiydi. Tanıştığımız günden sonra yazdığım her yazıda, dinlediğim her şarkıda, yürüdüğüm her sokakta, aklımda, ruhumda sadece sen vardın.

Nefes alışın kulaklarımdan silinmiyordu. Aynı odada kucağına uzanmış yatarken kalp atışlatını saç diplerimde hissettiğim yetmiyormuş gibi dönüp dolaşıp burnumdan içime sızan nefesinle ne kadar şanslı olduğumu düşünüyordum. Sen dolup sen taşıyordum. Ellerimi iki kez saracak büyüklükteki ellerinin içine sımsıkı yerleştirdiğin avcumda hissettiğim sıcaklığın her zorluğa göğüs gerebilecek deli cesaretini veriyordu.

Işıklar kısıldı, alkış sesi duyulmadan uzun perdeler sahneye vurdu. Son kez seyircinin önünde eğilemeden apar topar sahneden indirilmişlik çöktü omuzlarıma. Direndim, sen buna değerdin.

Sessizliğimden dünya yeniden oluştu. Gaz ve toz bulutu yoktu. Bir oda, birkaç şarkı, yarım bırakılmış yazılar vardı sadece. Kurulamamış cümleler etimi geriyor; avuç içlerim kanıyordu. Yazamadıkça içimin iyisi soluyor, hırçınlık bedenimi ele geçiriyordu. Tenimden ellerinin alfabesi silinerek yastığa yorgana bulaştı. Sensizlik öldürmeyeceğini bildiğin halde öldürsün diye dua edilen bir hastalık halini aldı.

Yine sensizliğe binlerce düğüm attığım bir gece denedim şansımı. Sokağından körkütük sarhoş olarak geçip, yanan ışığını görüp yolun ortasına çöküp ağladığım gecelerin yükünden kurtulmak için sana yazdım.

Bir hikaye uydurdum sonra, kendi yalanıma inandım. İkimize tekil sonlar yazdım, yanaklarımdan akan ıslak otobanları hırkamın koluna sildim ve diz kapaklarımı çeneme dayadım.

Ben hep yalnızdım. 
Sen de bir o kadar kalabalık. 
Kalabalığında yalnızlığım öylesine sahipsiz kaldı ki, kanayan dizlerimle bir duvarın dibine oturdum. Hiç boşalmayacak sokaklarında bana rastlarsın diye bekliyorum. Bir şarkı tutturdum, durmadan başa sarıyorum.

Dön dolaş oku.

Dön dolaş oku.